Domino’s Pizza’ya karşı açılan ve ABD Yüksek Mahkemesi’ne kadar ulaşan erişilebilirlik davası, dijital ürünlerin (web sitesi ve mobil uygulama gibi) “fiziksel” hizmet deneyiminin ayrılmaz parçası hâline geldiği bir dönemde, erişilebilirliğin artık isteğe bağlı olmadığını güçlü biçimde gösterdi. Dava; sadece bir markayı değil, e-ticaretten perakendeye, kamu kurumlarından eğitim kuruluşlarına kadar tüm sektörleri, dijital erişilebilirlik uyumu konusunda daha sistematik düşünmeye zorladı.
Bu yazıda davanın arka planını, hukuki çerçevesini, kararın “neden önemli” olduğunu ve en önemlisi WCAG temelli uyum için kuruluşların hangi adımları atması gerektiğini ele alacağız.

Davanın merkezinde, görme engelli bir kullanıcının Domino’s’un web sitesi ve mobil uygulaması üzerinden pizza siparişi vermeye çalıştığında ekran okuyucu ile işlemleri tamamlayamaması yer alıyordu. İddia şuydu: Dijital kanallar erişilebilir olmadığı için, kullanıcı Domino’s’un sunduğu hizmete eşit koşullarda erişemiyor; bu durum da ABD’de engellilik temelinde ayrımcılığı yasaklayan Americans with Disabilities Act (ADA) kapsamında sorun teşkil ediyordu.
Domino’s ise savunmasında, dijital erişilebilirliğe dair teknik standartların (ör. WCAG) ADA içinde açıkça tanımlı olmadığı gerekçesiyle, hangi kurala göre sorumlu tutulacağını öngöremediğini ileri sürdü. Süreçte federal temyiz mahkemesi (9th Circuit), davacının iddiasını dikkate değer bularak davanın ilerleyebileceğine karar verdi. Domino’s kararı ABD Yüksek Mahkemesi’ne taşımak istedi; ancak Yüksek Mahkeme 2019’da Domino’s’un başvurusunu görüşmeyi reddetti. Bu reddin sonucu: Temyiz mahkemesi kararı geçerli kaldı ve sektör genelinde “dijital erişilebilirlik davaları ciddi bir risk alanıdır” mesajı daha da güçlendi.
Domino’s örneğinde, çevrim içi sipariş akışı; menüye erişim, ürün seçimi, ödeme, teslimat adresi gibi kritik adımları içeriyor. Bu akış erişilebilir değilse, kullanıcı sadece “rahatsızlık” yaşamıyor; hizmetten fiilen yararlanamıyor. Bu bakış açısı, “web sitesi sadece bilgilendirme” yaklaşımını geçersiz kıldı.
Domino’s’un temel argümanı, ADA’nın dijital standartları açıkça tarif etmemesiydi. Ancak mahkemelerin yaklaşımı şunu gösterdi: Teknik standardın yasada tek tek yazmaması, erişilebilirlik yükümlülüğünü ortadan kaldırmıyor. Pratikte WCAG, çoğu kurum ve hukuk değerlendirmesi için “makul ölçüt” rolünü görüyor. Özellikle Avrupa bağlamında da EN 301 549 gibi çerçeveler, WCAG ile birlikte uyum beklentisini netleştiriyor; bu konuya daha geniş açıdan bakmak isterseniz EN 301 549 ve WCAG ile dijital erişilebilirlik uyumu yazısı iyi bir başlangıç sağlar.
Bu dava, erişilebilirliğin yalnızca hukuki risk azaltma değil; aynı zamanda kullanıcı deneyimini genişletme, daha çok kişiye hizmet sunma ve marka güvenini artırma meselesi olduğunu da gündeme taşıdı. Ekran okuyucu uyumu, klavye ile gezinebilme, yeterli renk kontrastı, anlaşılır hata mesajları gibi unsurlar; herkesin işini kolaylaştıran kapsayıcı tasarım (inclusive design) prensipleridir.

ADA’nın “public accommodation” (kamuya açık hizmet sağlayıcılar) kavramı, restoranlar gibi fiziksel mekânları net şekilde kapsar. Tartışma, web sitesi ve mobil uygulama gibi dijital kanalların bu kapsama nasıl dâhil edileceğinde yoğunlaşıyor. Domino’s davası, özellikle “dijital deneyim ile fiziksel hizmet arasında bağ (nexus) varsa” erişilebilirlik yükümlülüğünün daha güçlü değerlendirilebileceğini gösteren örneklerden biri olarak anılır.
Bu noktada, uyumun sadece erişilebilirlikle sınırlı kalmadığını da unutmamak gerekir. Çerez banner’ları, onay akışları, hesap oluşturma ekranları ve gizlilik tercihleri gibi alanlar hem erişilebilirlik hem de gizlilik uyumunu etkiler. İki disiplinin giderek birbirine yaklaştığını anlatan Erişilebilirlik ve gizlilik yakınsıyor yazısı, büyük organizasyonların neden tek bir uyum yaklaşımına ihtiyaç duyduğunu iyi özetler.
Domino’s davası tek başına “kesin kural kitabı” değildir; ancak dijital erişilebilirlik programı kurmak için somut ipuçları verir. Aşağıdaki adımlar, WCAG 2.1/2.2 yaklaşımıyla uyum yol haritası oluşturmak için iyi bir çerçevedir:
Erişilebilirlikte “en çok kullanılan” ve “gelire/hizmete etkisi yüksek” akışların önceliklendirilmesi, hem risk hem de kullanıcı etkisi açısından en hızlı kazanımları sağlar.
Otomatik testler; eksik alternatif metinler, hatalı başlık yapıları, form etiket sorunları, kontrast problemleri gibi birçok bulguyu hızlıca yakalar. Ancak ekran okuyucu ile gerçek senaryo testleri, klavye tuzakları, odak sırası ve dinamik bileşenlerin (SPA’ler, modal pencereler, açılır menüler) davranışları gibi konularda manuel doğrulama şarttır.
Bu noktada Corpowid (corpowid.ai), düzenli otomatik denetimler ve izleme ile tekrar eden hataları görünür kılarak ekiplerin “aynı problemi her sürümde yeniden üretmesini” azaltmaya yardımcı olabilir.
Domino’s vakası, mobil uygulamanın da en az web kadar kritik olduğunu hatırlattı. iOS/Android erişilebilirlik API’leri (VoiceOver/TalkBack), doğru semantik etiketler, dokunma hedef boyutları, odak yönetimi ve hata geri bildirimleri mobilde sık sorun çıkarır. Web tarafında düzelttiğiniz tasarım kararlarının uygulamada karşılığı olmayabilir; iki platform için de açık kabul kriterleri tanımlayın.
Erişilebilirlik overlay’leri bazı kişiselleştirme seçenekleri sunabilse de, alttaki kod ve etkileşim sorunlarını otomatik olarak “tamamen” çözemez. İyi bir strateji; tasarım sistemi, bileşen kütüphanesi, içerik editör süreçleri ve geliştirici kalite kapılarıyla kalıcı iyileştirme yapmaktır. Widget/overlay yaklaşımı ancak daha geniş bir programın parçası olduğunda anlamlı olur.
Şeffaf bir erişilebilirlik beyanı; mevcut durumunuzu, hedeflerinizi ve kullanıcıların sorun bildirebileceği kanalları içerir. Bu, kullanıcı güvenini artırdığı gibi, kurum içinde de sahiplik yaratır. Corpowid (corpowid.ai) erişilebilirlik beyanı oluşturma ve güncel tutma süreçlerini daha yönetilebilir hâle getiren araçlar sunarak burada iş yükünü azaltabilir.

Domino’s benzeri davalarda sık görülen teknik ve tasarımsal sorunlar şunlardır:
Tek seferlik düzeltmeler yerine sürdürülebilir bir program hedefleyin:
Erişilebilirlik yaklaşımı sektörler arasında değişse de, özellikle yüksek trafik ve çok içerikli yapılarda (ör. üniversiteler) kapsam daha da büyür. Bu bağlamda Üniversiteler ve eğitim kurumları için dijital erişilebilirlik rehberi, çok paydaşlı yapılarda nasıl ilerlenebileceğine dair pratik öneriler içerir. Ayrıca çerez yönetimi gibi alanlarda hem erişilebilirlik hem mevzuat uyumu birlikte düşünülmelidir; bu konuda çok bölgeli çerez uyumu yaklaşımı, kullanıcı deneyimini bozmadan uyum sağlama açısından faydalıdır.
Domino’s Pizza erişilebilirlik davasının en kalıcı etkisi, dijital kanalların artık “ikincil” değil, hizmetin kendisi olduğunun kabul görmesidir. Kuruluşlar için mesaj net: Erişilebilirlik, WCAG ile ölçülebilir bir kalite alanıdır ve proaktif yönetilmediğinde hem kullanıcı kaybı hem de hukuki risk doğurabilir.
Daha kapsayıcı bir deneyim tasarlamak; yalnızca dava riskini azaltmak değil, herkesin daha kolay sipariş verebildiği, işlem yapabildiği ve bilgiye erişebildiği bir dijital ekosistem kurmaktır.
Corpowid, dijital erişilebilirlik alanındaki yenilikçi yaklaşımı ve performansı nedeniyle dünyanın önde gelen araştırma ve danışmanlık şirketlerinden biri olan Gartner tarafından takdir edilmiştir. Bu rozetler, yapay zeka destekli ve kapsayıcı web deneyimleri oluşturma konusundaki kararlılığımızı yansıtmaktadır.